Biliyor musunuz; dünyanın neresinde olursanız olun, gece olunca tüm şehir parklarının tenha yerleri hızla gay alanlarına dönüşüyor. Her ay dişinizden tırnağınızdan artırarak para gönderdiğiniz üniversiteli oğlunuz, mesaiye kaldım diyen babanız, işte sandığınız kocalarınız, el bebek gül bebek büyüttüğünüz apartman çocuklarınız, çok hastaydım telefona bakamadım diyen kaslı sevgiliniz, bugün dükkanı erken kapatan Bakkal Hüseyin, komşusuna "taze et bitti kapatıyorum, yarın görüşürüz abi" diyen Kasap Avni, yatsı namazını kıldırdıktan sonra hızla ortadan kaybolan Mahallenin İmamı, köşe başını mesken tutup akşama kadar gelen geçen her am'lıya laf atmayı kendine görev edinen kolları falçatalı bitirim delikanlı, takım elbisesiz sokağa adım atmayan şişko ve bıyıklı öğretmeniniz, sabah sizi evden alıp işe bırakan şöförünüz, şehir dışındaki şirket toplantısına katılan canınız ciğeriniz ve daha nice erkek..... hepsi şu an şehrin kuytu bi köşesinde çatır çatır düşman çatlatıyorlar 👬🚶🏽🏃🏽
Uzun zaman oldu hikaye paylaşmayalı. “Tatlıya Bağlayalım” kitabından bir hikaye. Yaz üzeri düğünler arttı. Bir babanın kızına nasihatleri. Tüm evliler ve evlenecek olanlar için. Canım Babam Gelin arabasında âdeta cenaze havası vardı. Gelin ve damadın ikisi de bir karış suratla, hiç konuşmadan oturuyorlardı. Düğün az önce bitmiş, evlerine gidiyorlardı. Arabaya oturana kadar düğünde ikisi de zoraki gülümsemişlerdi. Artık bütün enerjileri bitmişti. Oysa bu günü ne çok beklemişlerdi… İki yıl olmuştu tanışmalarına. Çok sevmişlerdi birbirlerini. Düğün günü ömrünün en mutlu günü olacak diye düşünmüştü Mehlika. Bu yüzden bugünü burnundan getiren kayınvalidesini bir kaşık suda boğmak istiyordu. Kayınvalidesi hiç kimseyi dinlememiş, ucuza gelsin diye kendi istediği düğün salonunu tutmuştu. Salon davetlilere küçük gelmiş, ayakta kalanlar olmuştu. Mehlika ve annesi “Ele güne mahcup olduk!” diye çok fena sinirlenmişlerdi. Mehlika düğün boyunca söylenmese Abdullah için bir problem yoktu. ...